Neden Linux?

Çevremdeki insanlarla benim neden Linux kullandığım konusunda oldukça uzun süredir tartışıyoruz. Bu insanların bir kısmı benim neden Linux kullandığımı merak ederken, bir kısmı da benim bu şekilde bilgisayar mühendisi olamayacağımı, para kazanamayacağımı ve aklımı başıma alıp Windows’a dönmemi ve tez zamanda .NET gillerden (dil ailesi demeye dilim varmıyor) bir şeyler öğrenmem gerektiğini savunuyor.

Peki ben neden Linux kullanıyorum? Bu illet bana ne zaman bulaştı ya da ben ona ne zaman bulaştım? Bu riski almaya değer mi? Ve gerçekten, Linux’un nesi var ki bu kadar seviyorum ben bu işletim sistemini?

Ben Linux ile lisenin sonuna doğru, PCNet’in verdiği SuSE 6.0 seti ile tanıştım. O zamanlar intnernet bağlantısı modem üzerinden yapıldığı ve 6.5KB/sn nin en yüksek hız olduğu için, dağıtımları indirmek ve CDlere çekmek çok uygun bir yöntem değildi (telefon parası ve zaman gibi nedenlerle). Linux, o zamanlar “sadece oyun oynayan” ben için çok çekici olmadığı için bir süre kurcalandıktan sonra diskin bir kenarında kaldı ama; hiç bir zaman tamamen silinip unutulmadı.

Üniversiteye başladığımda hala Windows kullanıyordum fakat; bu durum kısa sürdü. Bilgisayar kulübüne girmem ve Linux’da ofis ve eğitim yazılımları üzerine bir sunum yapmam gerektiğinde işler değişti. Sunum yapabilmek için yazılımları öğrenmem ve Linux’da gösterilebilecek bir sunum hazırlamam gerekiyordu ve bunu ancak Linux ile yapabilirdim. Bu sayede evdeki SuSE kurulumu yerini Mandrake’ye bıraktı. Mandrake o zamanlar kar amacı gütmediği ve sadece kolay kullanımla ilgilendiği için, o zamanların Ubuntu’su görevini üstleniyordu. O zamanların en sağlam dağıtımlarından biri olan RedHat üzerine kurulmuştu ve kullanımı son derece kolaydı. Bütün donanımları tanıyor ve kurabiliyordu. Mandrake sayesinde Linux’a çok zorlanmadan geçtiğimi hatırlıyorum.

Linux o zamanlar ne kadar bütün donanımları tanısa da, grafik hızlandırıcılı kartlar ve ağların sorun çıkardığını hatırlıyorum. Hem bu sorunlardan hem de hala ciddi miktarda oyun oynama ihtiyacı hissettiğimden dolayı bir süre daha Windows kullanmaya devam ettim. İkinci sınıftaki büyük programlama ödevlerini (iyi bir linked list sınıfı yazmak o zamanlar benim için büyük bir projeydi) Visual C++ ile yapmaya başladım. C# yeni çıktığı için Microsoft hepimize (üzerinde ismimiz olan) C# kitapları gönderdi. Kısaca, platform seçimimi Microsoft’tan yana yapmamam için hiç bir neden yoktu… Taa ki üçüncü sınıfı bitirip ikinci stajıma başlayana kadar.

İkinci ve son stajıma başladığımda bana ilk sorulan şey Linux’u sevip sevmediğimdi… Gerçi bu sorunun cevabının bir önemi yoktu çünkü masamda bir adet bilgisayar ve bir adet Debian CD si vardı ve benim bu bilgisayara Debian 3.1 kurmam gerekiyordu. O zamanlar Debian 3.1 yeniydi ve 2.6 çekirdeği hala standart değildi. Debian’ı kurup kullandığımda biraz zorlandığımı hatırlıyorum (çünkü ses kartı dahil hiç bir şeyi yüklememişti ama paketleri çekip kurmak zor değildi ve ben ses kartını tanıtmayı başarmıştım). Daha sonraları kullanımı daha kolay olduğu için fedora 4′e geçtim ve işler o zaman değişmeye başladı.

Stajım oldukça ağır ve yorucu geçtiği için bazen eve iş götürmem gerekiyordu. Bu işleri devam ettirebilmem ve yetiştirebilmem için evde de bir Linux kurulumu şart olmuştu ve hem kolay kullanıldığı hem de aşina olduğum için eve de bu sefer ciddi bir miktar yer ayırarak fedora kurdum. Üzerinde çalışmam gereken işler olduğu için bu sefer Linux’u keşfetmem için daha çok sebep vardı ve keşfettikçe daha çok sevdim.

İlk ısındığım şey konsol oldu. Bilgisayar kullanmaya Commodore 64 de başlayan ve kendini hep klavye odaklı geliştiren biri olduğum için hiç bir zaman windows’daki konsolun yokluğuna ve sistemin son kullanıcıdan soyutlanıp saklanmasına ısınamamıştım. Konsol sayesinde kompozit işleri tek bir hamlede yapmak artık yine mümkündü ve yine konsol sayesinde sistemin dehlizlerine inmek ve sorunun kökünü bulup yerinde halletmek ya da en basitinden “nasıl oluyor da oluyor” sorularına cevap bulmak kolaydı. Ayrıca ekran kartı sürücülerinizi güncelledikten sonra ya da ayarları bozduğunuzda sisteminiz kullanılmaz hale gelmiyordu bu sayede.

Linux’u üzerinde program geliştirmeye başladıkça daha da sevdim. Linux bir hobi işletim sistemi olarak doğduğu ve sonradan palazlandığı için (ve ayrıca UNIX kanı taşıdığı ve sistemin her parçası erişilebilir olduğu için) programlanması Windows’a göre çok daha kolaydı. Kolay olmasınn yanında açıktı da. Yazdığınız her satırın manasını ve tahmini olarak ne yaptığını anlamanız mümkündü. Bu nedenlerden dolayı anlaşılır şekilde program yazabiliyor ve geliştirebiliyordunuz. Stajım süresince Linux’da yapmayı en çok istediğim ama zorluğundan dolayı çekindiğim şeyleri yaptım. C/C++ ile önce seri port programladım (Waveangel projesi) daha sonra da çift taraflı ağ iletişimi kuran bir program yazdım. Bu programların hiçbirinin arabirimi olmadı ama Linux’da programınızın işe yaraması illa bir penceresi olması gerekmiyor.

İkinci stajımın tamamı evde ve işte devam ettiği için, evde de Linux kullanmaya başladım ve devam ettim. Önce Firefox, Thunderbird, emacs ve Pidgin (o zamanlar adı GAIM di) ile, daha sonraları da Amarok, Eclipse, vi ve daha bir çok program ile tanıştım. Bir süre sonra ilginç bir şekilde Windows’a ihtiyaç duymadığımı fark ettim. 4. Sınıfa başladığımda Fedora’yı varsayılan işletim sistemi yapmıştım ve neredeyse bütün dosyalarımı Linux’a taşımıştım. Artık bütün ödevlerimi Linux’da yapıyor, sunum ve yazılarımı hazırlıyor ve hatta bitirme projemi Linux üzerinde geliştiriyordum. 4. Sınıfın sonunda artık Windows benim için alternatif bir işletim sistemi olmuştu. Zamanla Windows kullanırken hissettiğim huzursuzluk da geçti çünkü Linux, Windows gibi sizi bilgisayarınızdan soyutlamıyor, onunla istediğinizi yapmanızı engellemiyor ya da işe yarar bir şeyler yapabilmeniz için sizi pencerelere ve fareye mahkum etmiyor. Sisteminizin kaynaklarını daha düzgün ve verimli kullanıyor, bütün donanımlarınızı tanıyor ve kullanım karakteristikleri sizin ağız tadınıza göre değişiklik gösterebiliyor (ubuntu ve debian arasındaki farklar gibi). Linux kullanımının kolay olmasının yanında programlanması da kolay bir işletim sistemi. Alt seviyeden üst seviyeye kadar bir çok programlama dili seçeneğiniz var ve yapmak istediğiniz şey hepsinde kolay. Çünkü Linux’da her şey önünüzde. Hiç bir şey sizden kaçmıyor.

Linux’un ücretsiz ve kodunun açık olmasının özgürlük olarak tanımlandığını hepimiz biliyoruz ama; Linux’un özgürlüğü bu kadar değil. Programcılar için sistemin açıkta olması, son kullanıcılar için seçenek çokluğu, bir şeyi yapmanın tek bir doğru yolunun olmaması ve ne yapacağınıza sizin karar vermeniz de bu özgürlük tanımının içinde.

Kısaca: “Linux çünkü; Linux açık, pratik, esnek, kolay öğrenilebilir, saydam ve en önemlisi kuvvetli”. Sizin için de “Linux” olmasında “eğer siz isterseniz” hiç bir engel yok.

Peki, ben Linux’a geçtim ve okuldan mezun oldum. Şu anda ne yapıyorum? Ben şu anda TÜBİTAK-ULAKBİM‘de AB grid projeleri çerçevesinde sistem yöneticisi ve programcı olarak çalışıyorum. Yaklaşık 40 tane sunucu ile ilgileniyor (toplam sunucu sayımız 300 civarında) ve bu grid sistemi ile ilgili bilgi depolayan sistemler geliştiriyorum ve, hayır yanlış tahmin ettiniz, bütün sunucularımız (evet 300ü de) ve geliştirdiğimiz sistemler Linux üzerinde çalışıyorlar (dünyadaki bütün grid altyapısı Linux ile çalışıyor) . Yani sonuç olarak ben bu Linux bilgim ile para da kazanabiliyorum. Onun dışında kendime ya da 3. kişilere sipariş üzerine Linux üzerinde çalışan programlar yazıyor ve hayatımı devam ettiriyorum.

Ve unutmadan, artık debian (masaüstü / ofis) ve pardus (dizüstü) kullanıyorum…

5 comments so far

  1. Tankado on

    Herşeyden önce herkesin “benim” diyebileceği bir işletim sistemi olan Linux’un haklılığını gösteren bu yazı gerçekten güzel olmuş. Tebrikler ve teşekkürler.

    “Linux’da programınızın işe yaraması illa bir penceresi olması gerekmiyor” bu cümle çok hoşuma gitti. Bence pencereler sadece “sahibin” manzarasının görünmesini istediği kısmını göstermeye yarıyor.

  2. Ahmet YILDIRIM on

    Gerekli cevabi vermissin. Super olmus. Eline saglik.

  3. gokhanozden on

    Ben de Dreamweaver 8 kullanmasam kesin linux a geçerdim. Umarım Adobe bir linux sürümü çıkarır.

    Yazarın cevabı: Adobe Flex için bir Linux sürümü çıkartıyor. Sanırım diğer şeyleri de taşımaya başlayacaklar ileride.

  4. OutBlaze on

    “bir kısmı da benim bu şekilde bilgisayar mühendisi olamayacağımı, para kazanamayacağımı ve aklımı başıma alıp Windows’a dönmemi ve tez zamanda .NET gillerden (dil ailesi demeye dilim varmıyor) bir şeyler öğrenmem gerektiğini savunuyor.”

    linux’dan anlamadigi halde kucumseyen bilgisayar muhendisleri bile varken ülkemizde bu senaryolar daima yazilmi$tir, artik ülkemizdeki insanlara bir$eyleri yanli$ aktarmamak gerekiyor.
    Bilmedigi ve anlamadigi halde bu tur karalamalarla esaret hayati ya$amaya mahkummudur bu ulke ?

  5. samil on

    pcnet’in elimdeki 96 yılındaki cdlerine baktığımda(pembe bir halka var üzerinde) o zamanlarda bile linux’a verdiği önemi gerçekten takdir etmek gerekir, belli ki o zamanlar ileriyi görebilen insanlar varmış kadrolarında, şu anki halini ise tekdir etmek lazım… neyse ama, çoğumuzun linux la ilk tanışmasını pcnetin verdiği suse sağladı, ama nedense sonra hepimiz ilk yüklemeden sonra bıraktık.
    “”"O zamanlar intnernet bağlantısı modem üzerinden yapıldığı ve 6.5KB/sn nin en yüksek hız olduğu için, dağıtımları indirmek ve CDlere çekmek çok uygun bir yöntem değildi”"” –> haklısın ama ben 6.5 kb hızı hiç görmedim:) int. bağlantısı bile kullanmadık…


Leave a reply